ENDÜLÜS (Andolucia)

Bir ülkeyi yada bölgeyi tanımak için tarihini bilmek gerektiğine inanarak Endülüs bölgesinin tarihine bakalım. 711 yılında Berberi komutan Tarık bin Ziyad komutasındaki Emevi orduları Cebelitarıktan İber yarımadasına girmiş, Germen asıllı Vizigot’ları yenerek İspanyanın Müslümanların eline geçmesinin önünü açmıştır. Tarık bin Ziyad orduları karaya bastığında gemileri yakarak ordunun ricad etmesini önlemiştir. (Gemileri yakmak, sözcüğü buradan çıkmıştır.) İlk zamanlar valilerle yönetilmiş, 750 yılında Abbasiler Emevi hanedanlığını yıkmış. Hanedandan sağ kalan Abdurrahman bin Muaviye Endülüse sığınmış ve Başkent Cordoba (Kurduba)da kendini Endülüs Emiri ilan etmiştir. Endülüs Emevi Devleti 1031’e kadar sürer. Üçüncü Hişam 1031 yılında öldüğünde çok sayıda bağımsız devletletçiklere bölünmüş. Bu devletçikler hem birbirleriyle hemde Hıristiyan İber halklarıyla savaşırken, Kuzey Afrikadan gelen Murabıtlar(1090-1147), Muvahitler(1147-1238) birliği kurmayı başaramamışlar. Müslümanlar Gırnata Sultanlığı (Beni Ahmer Devleti) olarak Granada ve çevresindeki bölgede sıkışıp kalmışlardır (1232-1492) Kastilya Kraliçesi İsabel, Aragon Kralı Ferinand (Fernando) ile evlenerek güç birliği sağlamış, 781 yıl süren İslam egemenliğine son vermişlerdir. 1492 yılında kuşatılan Gırnata Sultanlığı, bir sabah İspanyol bir komutanın, bir elinde Kuran ,bir elinde İncil surların önüne gelerek,*eğer şehri terkederseniz kimseye bir şey yapılmayacak* demesi üzerine barış sağlanmış. Son Sultan Abdullah şehri terk etmiş. Bir tepede durarak son kez şehre bakar ve ağlar. Annesi ona şöyle der ;

“Bir kadın gibi ağlayacağına, bir erkek gibi savaşıpta ölseydin.” İspanyollar sözlerinde durmamış ertesi günü hıristiyan olmayan herkesi öldürmüş yada hıristiyan yapmış, kaçanda kurtulmuş. Müslümanların çoğu Kuzey Afrikaya kaçmış, Yahudiler’in ( yaklaşık 200.000) çoğu Hızır ve Oruç Reisin gemileri ile İstanbul, Selanik ve İzmir’e getirilmiştir. Bunlara “Sefarat Yahudi’leri” denir. İspanya kralı Üçüncü Felipe 1609 yılında çıkardığı fermanla 1610-1614 yılları arasında Müdeccenleri (İspanyada kalan Müslümanlar) ve Moriskoları (Hıristiyanlığı kabul etmiş Müslüman ve Yahudileri) İspanyadan kovdu kadın, çocuk demeden katletti, Engizisyonu katı bir şekilde uyguladı. Müslümanların izini silmek için bütün cami, kümbet medrese ve güzel binaları, sarayları yıktırdı. 100.000 lerce bilgi dolu kitapları yaktırdı. Endülüs’te okuma yazma oranı çok yüksekti. Çok sayıda bilim adamı ve düşünür  yetişmişti. Botanikçiler, gök bilimcileri yetişmiş, tıpta modern yöntemlerin adımları atılmıştı. Burada eğitim gören Avrupalı talebeler ülkelerine döndüklerinde yeni çağı başlatmışlardır. Endülüste bir kütüphanede 10.000 kitap bulunurken aynı çağda Parisin en büyük kütüphanesinde 70 adet kitap bulunuyordu. Bunlarıda azsayıda okuma yazma bilen rahipler okuyabiliyordu. Geriye nemi kaldı? Bir müddet kendilerininde kullandığı Elhamra Sarayı, Katedrale çevrilen Kurtuba cami, Alkazar sarayı, Altın Kule.

ELHAMRA SARAYI : Granada’da Beni Ahmer Devletini kuran Birinci Muhammed tarafından başlatılmış, sonra gelen Sultanlar tarafından ilaveler yapılarak genişletilmiştir. Bir süre İspanyol krallar tarafından kullanılmış. Napolyon tarafından bombalanmış. Evsiz ve serserilerin barınağı olmuş. Dünyada ilgi görmeye başlayınca onarılmış ve şu anda günde 6.000 kişinin ziyaret ettiği önemli bir turizm merkezi olmuş. Döneminin yapı şaheseri olup kısmen zamanımıza kadar kalmıştır. Arapça *Allahtan başka galip yoktur* cümlesi sarayın her tarafında yazılı. Allah adını her yerde bu kadar çok zikreden başka bir saray yoktur. İçiçe odalar, salonlar, iç avlular, kemer ve tavan süslemeleri, harem bölümleri, aslına uygun olarak yapılan Aslanlı Avlu, yeniden yapılan bahçeler o zamanda yapılan kanallarla dağlardan getirilmiş suyla can bulmuş havuzlar, fıskiyeler. Biraz hayal gücüyle binbir gece masallarındaki sahneleri canlandırabilirsiniz. KURDUBA ULU CAMİ : Cordoba’da Şimdi katedral olan cami 856 sütundan ve bu sütunların üstündeki kırmızı beyaz tuğlalardan meydana gelen çifte kemerlerle çok etkileyici büyük bir cami. Bu sütunların 156 sı kilise için yıkılmış.

ALTIN KULE : Seville’da (Seviya okunuyor) Araplar İşbiliye diyorlarmış. Araplar tarafından yapılan surların ayakta kalabilen kulesi. Nehiri zincirlerle kapatılmaktada kullanılmış.                                                                                                               ENDÜLÜS BÖLGESİNDE ; Eski şehrin olduğu sokaklar dar. Beyaz badanalı iki katlı evlerin bazılarında Karmen denilen bahçeleri var. Portakal, limon, yasemin ve bir çok değişik çiçekler. Evlerin balkon ve duvarları renkarenk çiçek saksıları ve seramik tabaklarla süslenmiş. Juderia denilen Yahudilerin eskiden oturmuş olduğu daracık sokaklar. Daracık sokaklardan geçtiğinizde önünüze meydanlar çıkıyor. Burada kafeler restaurandlar bulunuyor. Hatta bu daracık sokaklarda faytonla gezinti yapanlara rastlayabiliyorsunuz. Rondada ilk boğa güreşlerinin yapıldığı arenayı görebilirsiniz. Burasıda eski bir Endülüs şehri. Flamengo müziği Araplar tarafından Endülüse gelmiş Çingeneler tarafından geliştirilmiştir. Bugün ise İspanya denilince ilk akla gelenlerdendir. Granada’nın Albeniz tepelerinde, kayaların içine oyulmuş saloncuklarda yapılan, çingenelerin sergilediği Flamengo gösterileri görülmeye değer.

Ayhan Şevmet

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir